Bu şehrin çocukları
Tarih: 4.10.2012 00:00:00
Hamza Yıldız
  Bu şehrin çocukları; bir veya iki katlı, etrafı ahır ve samanlıklarla çevrili, arka tarafı bahçelere ayrılmış, üç kuşağın bir arada yaşadığı, ortası geniş avlulu bir evin, kendi ailelerine ayrılmış bir odasında gözlerini dünyaya açtılar.

  Bütün çocuklar odadan kovalanmış, evin koca anası, büyük gelini, doğumu meslek bellemiş yaşlı bir kadının imecesi ve annenin çığlıklarına karışan kendi çığlığıyla, acı ve hayat arasındaki çizgiyi tattılar ciğerlerinde. Amerikan bezine sarılı vücutları uzatıldığında terli ve yorgun annenin ilk meme sıcaklığına sokuldular bilinçsizce.

  Kalabalığın arasına karışan yeni bir boğazdılar. Tavana asılan bir salıncakta, onca iş ve çocuk gürültüleri arasında hatırlanan, hatırlandıkça ve sesini duyurabildikçe umursanan, altı sert amerikan bezinden ve idrardan pişmiş, anne sütüne hep aç, saldırgan, baba sevgisinden ve yorgunluğundan uzaklaştırılmış, abla kucağına terkedilmiş birer bebektiler.

  Sabah ezanında anne veya abla sırtına sarılarak düştüler, ağızlarında yalancı memeyle tarla yollarına. Armut veya ahlât ağacı gölgelerine asılan salıncaklarda zamanı büyümeye çevirdiler. Gölgeden güneşe geçtiğinde, sıcakta piştiklerinde bile kimseler duymadı çığlıklarını…

  Emeklemeye başladıklarında öğrendiler toprağın tadını. Ağızlarından akan tükürüğe karışan çamurdan, toprağa karışan idrarın ıslattığı altlarından rahatsız olmamayı öğrendiler. Onlar toprağın çocuklarıydılar.

  Ellerine tutuşturulan bir dilim kuru ekmeği geveleyerek ayaklandılar. Gerektiğinde karıncalarla paylaşarak. Kimse fark etmedi ateşlendiklerini,  hastalandıklarını… Hepsi Allah’tandı belki ama hayatın kendisiyle aracısız, yüz yüze kaldılar. Yaşamak ve yaşamamak arasındaki fark kardeş sayıları ve kendi dirençleriydi. Yokluğun, yoksulluğun içinde var olmak kader çizgileriydi. Dirençli olanlar hayatın akışına savruldular, direnci kırılanlar mezar taşsız toprakla erken buluşup unutuldular.

  Emeklemeye başladıklarında yanan parmak uçlarında, bedenlerinde öğrendiler ateşin yakıcılığını, dengesiz düşüşlerinde tattılar acının uyarıcılığını... Çıplak ayaklarla toprağa basmanın, soğuktan ve sıcaktan kavrulmanın direnci yerleşti gözlerine… Gözleri hep cam gibi parlak ve deliciydi.

  Çamaşır günlerinde, mevsim yazsa derede, kışsa sırayla ya suyun altında haşlanarak, ya da suyun soğukluğunda titreyerek, aynı leğen içinde, yeşil zeytinyağlı sabunun gözlerine kaçan acısıyla ve kıçlarına anne tokadı yiyerek yaptılar banyolarını ve o sebeple sevemediler yıkanmayı… Sıfır veya üç numara makineyle traşlanmış kafaları veya kirden yağlı, yapışık, karmakarışık saçları vardı. Bol yamalı muhakkak büyük kardeşten kalma rengini yitirmiş gömlekleri, yırtılmış lastik ayakkabıları içinde geniş avludaki tavukları kovalayarak, inek peşinde dağ bayır dolaşarak, öküz arabasının üzerinde öğrendiler oyun oynamayı. Harmanlarda düven üzerinde dönme ayrıcalığının tadını, yıllar sonra kullandıkları otomobilden bile alamadılar. Yemeklere, ayrana karışan saman kırıntıları bile kesemedi lezzet alma ayrıcalıklarını…

  Bu şehrin çocukları; farklı gezegenlerin, farkına varılmayan küçük ışıltılarıydılar önceleri… Ve yıldızlar kadar kalabalıktılar kendi yalnızlıklarında.

  Ayrı kurulan yer sofralarının kendilerine ayrılan bölümünde, çocukça gürültüler arasında, karın doyurma mecburiyeti geliştirdi iştahlarını… Ve daima açlık duyularak kalkılan sofraların eksik tadıydı unutamadıkları… Zeytinyağı şişesinin içinde sallanan, ucuna bez bağlı çubuktan esmer bir ekmek dilimine sürülen, üzerine toz biber ekilen zeytinyağı farkıydı… Çok nadir ulaşabildikleri kışları ekmeğe katık ettikleri ceviz veya ekmeği banarak yedikleri pekmez tadı… Çokça armut, elma kakları, kızılcık kurularıydı ceplerinde bulunan…

  Meyve diye bildikleri baharın sonlarında taze bubuya olunan erik tatlarının ekşimsi burukluğuydu… Olgunlaşmamış orak elmalarının hafif acımtırak tatları… Bu şehrin çocuklarının toprağında meyveler olgunluğa ulaşamadan tükenirdi. Armutlar çok olduğundan kalırdı dallarda güneşin sıcaklığıyla baş başa… Onlar da daha iri olmadan irileri koparılır, yassı bir taşa sürtülerek öğütülür ve posası yenirdi. Olgunlaşınca ağaçlara tırmanılır en irileri toplanır, ağacın üzerinde yenilir, doyunca kalanları gömleğin içinde toplanırdı. Onlarda eve gidinceye kadar biterdi. Sonrası karın ağrılarıyla başlayan ve çalı diplerinde bastırılan ve hiç şikâyet edilmeyen ishallerdi…

  Bu şehrin çocukları, olgunlaşmamış meyve tatlarıyla açlıklarını bastırarak tat yaratan hayatın mucizevî gerçekleriydi. Bu yüzden meyvelere tutkuları hiç kaybolmadı. Ve evlerinin arka bahçelerini meyve fidanlarıyla donattılar. Bu yüzden bu şehrin evlerinin arka bahçeleri cennet köşelerine çevrilmiştir.

  Bu şehrin çocukları; yaşadıklarını unutmayan, yaşadıklarından dersler çıkaran ve bu dersleri hayata geçiren yeni neslin belki kırık, belki yılgın ama doğru ve onurlu ilk temsilcileri oldular.

   Bu şehrin çocukları; korkunun, yokluğun, yoksulluğun üzerine basa basa hayatın zorluklarında varolmayı ve geleceğe uzanmayı alın terleriyle başardılar. Onların hikayeleri kendi hikayeleri, kadar Çan’ın hikayesidir.
Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BU ŞEHRİ SEVMEK (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
MERHABA ÖZGÜRLÜK (18 Nisan 2017 - Salı)
Lamia (14 Ekim 2015 - Çarşamba)
MYDOST İSKELESİ ÇANAKKALE (10 Mart 2015 - Salı)
Lamia (19 Şubat 2015 - Perşembe)
Bahçeliye Çağrı (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
(14 Ağustos 2014 - Perşembe)
KIR ÇEŞMELERİ (16 Temmuz 2014 - Çarşamba)
Çayırlar Spor (25 Mayıs 2013 - Cumartesi)
Dostlar Meclisinde Musiki Ziyafeti (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Foto Mehmet (05 Aralık 2012 - Çarşamba)
Hadi Gidelim (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ben bu şehri... (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Şiirler (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hüznün busesi (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ali Tümer'e saygı ve rahmet için (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Su Tadında Yaşamak (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ali Hamza Çiftliği (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Külde Kumpir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kemal'e Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çiçekler Konuşur mu? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ayıp Ortada Kaldı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çan'a Neler Oluyor? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ergenekon (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Güle Güle Demiyorum Kaymakam Bey (04 Ekim 2012 - Perşembe)
İş Yok, Kömür Yok Ve Burası Çan (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bu Şehrin Delisi De Yok , Velisi De ! (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Eksiğimiz Ortak Akıl (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Lamia (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Devlet Bahçeli’ye İade-i Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Harman (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çan'a Dair Politik Analiz (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Emekliler Kulübü (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hüznün Duyguları Yakaladığı Gece (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Teneke Çatıda Yağmur Sesi (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Eski Ramazan Tatları (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çocukluğumun Ramazanları (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Özgür Düşünce Ayrıcalığı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Suda Kendini Gören Geyik (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ufuksuzluk Sendromu (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Sevgiye Ulaşmak (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Arada Bir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Mektup Yazdım Gül Yüzlü Yare (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Yar Dilinden Hüzündür Gurbet (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bir Çan Romansı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Yağmur Rahmettir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Buse (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Her Yerde Kar Var (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Fabrika Sireni (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bu Şehrin Çocukları (2) (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bize Neler Oluyor? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kaymakam Bey'e Çok Açık Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kaymakam Bey'e Arzuhalim (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Tebdil-i Mekan (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Artık Kurudu Gelincikler (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hane Kapısı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
TOHUM KADAR (04 Ekim 2012 - Perşembe)
BOZKIRDA BÜYÜYEN AĞAÇ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
DOSTLARLA PİKNİK YAPMAK (04 Ekim 2012 - Perşembe)
İLK SÖZ VEYA İLK EMİR (04 Ekim 2012 - Perşembe)
KAYMAKAM BEYİ TEBRİK EDİYORUM (04 Ekim 2012 - Perşembe)
ÇANSPOR'DA OLAĞANÜSTÜ KONGRE (04 Ekim 2012 - Perşembe)
ELVEDA ESENLİK SOKAĞI (04 Ekim 2012 - Perşembe)
MOTOR SU KAYNATTI (04 Ekim 2012 - Perşembe)
DERMAN YANIBAŞIMIZDA (04 Ekim 2012 - Perşembe)
SARIBAŞ’IN KAHVESİ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
OSMAN (04 Ekim 2012 - Perşembe)
KARŞIYAKAYA GEÇELİM… (04 Ekim 2012 - Perşembe)
PAŞA HAZRETLERİ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ama Aşk Var (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ama Aşk Var (29 Eylül 2012 - Cumartesi)
Yazar Deneme Yazısı (04 Mayıs 2010 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
3.7967
EURO
4.6385
Çanakkale için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:43 08:28 13:27 15:50 18:08 19:40
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Kanalizasyon kapağının kare altıgen vs. değil de,daire şeklinde olmasının sebebi daire şeklindeki kapağın yan dönse de içeri düşmemesidir.

Bunları Biliyor Muydunuz? 3
Çorbanızı kısık ateşte pişirerek lezzetini artırabilirsiniz. Pişirme esnasında çorbanıza ekleyeceğiniz su mutlaka sıcak olsun. Çorbalarınızda tuzu fazla kaçırırsanız bir patatesin kabuklarını soyun ve dörde bölerek çorbanın içine atın. Patatesler yumuşa

Çorba Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları