Teneke Çatıda Yağmur Sesi
Tarih: 4.10.2012 00:00:00
Hamza Yıldız
            AYRILIK VAKTİ     
   …
         “Teneke çatıda yağmur sesi
         Nefesin ve tenim parmak uçlarımda
         Yüreğimde
         Eylülün ilk yaprağı düşüyor
         Birlikteliğimize üşüyorum.”
         …
         Soğuk, yağmurlu bir Eylül günü girivermiştin dünyama… Islanmıştın, üşümüştün… Dudakların soğuğa mı yoksa yeni bir hayatın gizemlerine mi titriyordu? Bilmiyorum. Ne kadar çocuktu yüzün, yüz çizgilerin? Ellerin ne kadar küçük ve mahcuptu? Gözlerinde sonbahara düşen ilk yaprağın hüznü vardı. Hüznün hüznümle buluştu. Daha o an hüznüne vurulmuştum. Hüznün arkasına saklanmaya çalışan insani çizgilerini… Çay buğusuna karışan sigara dumanındaki susuşunu. Gözlerindeki derin boşluğu… Yüreğimdeki sevda tohumunun patladığını hissetmiştim o gün. Ama Eylül’le başlama ve zamansız tomurcuklanmanın ağır bedelini de biliyordum. Hesaplanmamış bir fırtınanın ortasında kalacaktım. Sevgi yine acıları çoğaltacaktı, aşktan geriye uzun yalnızlıklar, karanlık kalacaktı, hissediyordum.
         Birden başlamıştı yağmurlar ve her gün yeşilden sarıya, sarıdan kızıla dönüşen, dökülen, rüzgârlarla savrulan yaprak hüzünlerine aldırmıyordum. Havalar soğudukça içim seninle ısınıyordu. Defterin yapraklarına düşen şiirler tomurcuklanan yeni bir aşkın, senin adresini gösteriyordu, kendime bile itiraf etmeye korkuyordum. Çatıda yağmurun, derede çoğalan suların sesi bile yeni bestelenmiş şarkı zarafetince güzelleşmeye başlamıştı. Çaydanlık tıkırdayıp duruyordu, sobanın üzerinde… Işığına düşler kuruyordum ve gecenin karanlığı paramparça oluyordu.
         Sabahlar ne kadar erkenleşmişti, bilemezsin.
         Hazanın çekici nefesine kapılmış gidiyorken, hüzünlerle yüreğimi yakıyorken, aşkın o tatlı çilesinin közü yeniden nefeslenmeye başlamıştı kuytularımda, sen bilemezdin.
         Karşımda ışığın gece boyu yanıyordu, uykusuzluğun sorumsuzluğundaki ortak paydamıza sigaralar, şiirler ekliyordum.
         Bitti sandığım noktadan tekrar başlıyordum hayata ve sevgiye, sen farkında değildin.
         “Son ve başlangıç arasındaki ince çizgi”
         …
         “Sevgi geceyi
         Biz birbirimizi sarıyoruz sımsıcak
         Yağmurla
         Yıkanıyor günahlarımız…”
         …
         Yine bir Eylül hüznünü sırtlayıp sığınmıştım buraya. Gürültülerden, kalabalıklardan, çatışmalardan, ölümlerden, acılardan ve yıkımlardan gizli bir kaçışın itiraf edilmemiş suskunluğuyla birlikte. Her şey susuyordu burada. O artık sonbaharın hüzün renklerine dönüşen tarifsiz yeşilin, kirletilmiş doğallığın ortasındaki adaya “merhaba” dediğimde yalnızlığın huzuruyla zamanı durdurma ve geçmişi unutma mutluluğuna çok yakın olduğumu hissediyorum. Herkes ve her şey suskunluğun ve durağanlığın merkezine kilitlenmişti. Zaten bende duygularımı kilitlemeye çoktan hazırdım.
         Daha önce tadını duyamadığım, hissedemediğim, ayrımına varamadığım küçük, basit mutluluklar yetiyordu. İnsanlar ve özellikle çocuklar; önyargısız, çıkarsız, doğal gülümsemeleri uzatıyorlardı yüreğime. Çölleşen duyguların sevgi susamışlığına uzatılan barış eli mecburiyetiydi belki. Farklı bir dünyaya ayak basmanın şaşkınlığına gülümsüyordum. Sıcak gülümsemeler buluyordu gözlerim. Bana yetiyordu. Eylül fırtınalarını ardından savrulduğum bu adanın toprağına değen ellerimin buluştuğu yaşama sevincinin ilk coşkularıydı belki. Sonunda bu adada saklanacak mağarayı bulmuştum.
Dayatmaksız iç hesaplaşma dalgalarının şiddetiyle savrulsam da yüzümü geleceğe çevirme cesareti toplamaya çalışıyordum. Beynimden bütün adresleri silmiş, bütün pusulaları kırmıştım. Dağ yalnızlıklarının büyüsüne kapılmıştım. Beynimin ve yüreğimin sadece bana ait olduğu düşüncesiyle tanışma lezzetinin kıyısındaydım. Günahlarım yıkanıyordu, arınıyordum.
   Bir Eylül ile kesilen nefesim, bir başka Eylül ile hayat bulma çabasına giriyordu. Sen tam bu çelişkilerin ortasına düşüp yeni kurmaya başladığım dengeleri alt üst etmeye başlıyordun, farkında değildin.
   Hüznüne karışan hüznüm yine fırtınalara davet ediyordu yüreğimi ve ben karşı koyamıyordum.
   Ve ben senden habersiz; “merhaba hüzün!” diyordum. “Merhaba aşk!”
   Gecenin bir yarısı hala ışığın yanıyordu, ışığınla karanlığımı boyuyordum, sen bilmiyordun.
                     AYRILIK VAKTİ
            Eylül’ün nefesi çoktan değdi dağlara



Ayrılık vaktidir, vedalaşalım
Ellerinde uçmayı öğrenmiş yavru güvercin ürkekliği,
Dudaklarında son tebessüm sıcaklığı
Kaldır gözlerini bir bak
Gökyüzü kirlendi yağmur kokuyor toprak
Kanatlarında sıcak iklim telaşı göçmen kuşların
Şimdi ayrılık vaktidir vedalaşalım.

Soyuluyor renkler ve bulutlar avuçlarından
Ayrılık vaktidir vedalaşalım
Bir tohum gibi yüreğinde çoğalttığın umutları
Ölümsüzlüğü yaşarcasına tattığın coşkuları
Kısılmış lamba fitili yalnızlıklara rağmen
Milyonlarca değişik yüzde ve bir başka mevsim
Tanırsın buğuya dönüşen nefeslerle her sabah
Şimdi ayrılık vaktidir vedalaşalım.

Göçerler yüzlerinde taşıyor kurumuş gelincikleri
Ayrılık vaktidir, vedalaşalım
Farkında mısın yıldızlar birer birer eksiliyor geceden
Dün son kırlangıç da ayrıldı pencereden
Kuytularında sıcacık hatıralarla
Dökülen yapraklara aldırmadan, kararlı
Ellerini son bir defa daha uzat
Şimdi ayrılık vaktidir, vedalaşalım

Eylül’ün nefesi çoktan değdi dağlara
Soyuluyor renkler ve bulutlar avuçlarından
Kanatlarında sıcak iklim telaşı göçmen kuşların
Şimdi ayrılık vaktidir, vedalaşalım.


Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BU ŞEHRİ SEVMEK (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
MERHABA ÖZGÜRLÜK (18 Nisan 2017 - Salı)
Lamia (14 Ekim 2015 - Çarşamba)
MYDOST İSKELESİ ÇANAKKALE (10 Mart 2015 - Salı)
Lamia (19 Şubat 2015 - Perşembe)
Bahçeliye Çağrı (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
(14 Ağustos 2014 - Perşembe)
KIR ÇEŞMELERİ (16 Temmuz 2014 - Çarşamba)
Çayırlar Spor (25 Mayıs 2013 - Cumartesi)
Dostlar Meclisinde Musiki Ziyafeti (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Foto Mehmet (05 Aralık 2012 - Çarşamba)
Hadi Gidelim (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bu şehrin çocukları (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ben bu şehri... (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Şiirler (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hüznün busesi (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ali Tümer'e saygı ve rahmet için (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Su Tadında Yaşamak (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ali Hamza Çiftliği (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Külde Kumpir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kemal'e Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çiçekler Konuşur mu? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ayıp Ortada Kaldı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çan'a Neler Oluyor? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ergenekon (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Güle Güle Demiyorum Kaymakam Bey (04 Ekim 2012 - Perşembe)
İş Yok, Kömür Yok Ve Burası Çan (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bu Şehrin Delisi De Yok , Velisi De ! (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Eksiğimiz Ortak Akıl (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Lamia (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Devlet Bahçeli’ye İade-i Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Harman (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çan'a Dair Politik Analiz (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Emekliler Kulübü (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hüznün Duyguları Yakaladığı Gece (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Eski Ramazan Tatları (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Çocukluğumun Ramazanları (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Özgür Düşünce Ayrıcalığı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Suda Kendini Gören Geyik (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ufuksuzluk Sendromu (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Sevgiye Ulaşmak (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Arada Bir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Mektup Yazdım Gül Yüzlü Yare (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Yar Dilinden Hüzündür Gurbet (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bir Çan Romansı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Yağmur Rahmettir (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Buse (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Her Yerde Kar Var (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Fabrika Sireni (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bu Şehrin Çocukları (2) (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Bize Neler Oluyor? (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kaymakam Bey'e Çok Açık Mektup (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Kaymakam Bey'e Arzuhalim (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Tebdil-i Mekan (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Artık Kurudu Gelincikler (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Hane Kapısı (04 Ekim 2012 - Perşembe)
TOHUM KADAR (04 Ekim 2012 - Perşembe)
BOZKIRDA BÜYÜYEN AĞAÇ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
DOSTLARLA PİKNİK YAPMAK (04 Ekim 2012 - Perşembe)
İLK SÖZ VEYA İLK EMİR (04 Ekim 2012 - Perşembe)
KAYMAKAM BEYİ TEBRİK EDİYORUM (04 Ekim 2012 - Perşembe)
ÇANSPOR'DA OLAĞANÜSTÜ KONGRE (04 Ekim 2012 - Perşembe)
ELVEDA ESENLİK SOKAĞI (04 Ekim 2012 - Perşembe)
MOTOR SU KAYNATTI (04 Ekim 2012 - Perşembe)
DERMAN YANIBAŞIMIZDA (04 Ekim 2012 - Perşembe)
SARIBAŞ’IN KAHVESİ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
OSMAN (04 Ekim 2012 - Perşembe)
KARŞIYAKAYA GEÇELİM… (04 Ekim 2012 - Perşembe)
PAŞA HAZRETLERİ (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ama Aşk Var (04 Ekim 2012 - Perşembe)
Ama Aşk Var (29 Eylül 2012 - Cumartesi)
Yazar Deneme Yazısı (04 Mayıs 2010 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
3.7967
EURO
4.6385
Çanakkale için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:43 08:28 13:27 15:50 18:08 19:40
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
-Hapşırdığınız zaman kalbinizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur ve hapşırırken gözlerinizi açmak imkansızdır.

Bunları Biliyor Muydunuz?
Etin pişerken dağılmaması için suyuna birkaç damla sirke koyun. Etin suyunun berrak olması için üstünde oluşan köpüğü bir kevgir ile temizleyin.

Et Yemekleri Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları